Bu gibi tahrifatla mücadele etmek çok mühimdir ve büyük ecir getirir. Çünkü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, buyurur:

“Ümmetimin fesâda uğradığı dönemde sünnetime yapışan kişiye, şehid sevabı verilir.” (Heysemî, I, 172; Ebû Nuaym, Hilye, VIII, 200; Süyûtî, el-Câmî, no: 9171)

“…Kim benim sünnetimi ihyâ ederse elbette beni sevmiştir. Kim de beni severse, benimle birlikte cennette olacaktır.” (Tirmizî, İlim, 16/2678)

Mîras meselesi ise, sünnetten de öte, bir farzdır. Bir farz, çiğnenmek ve ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Bu şekilde tahrife yol açan tarihselcilik, evvelâ muharref dinlerde başlamıştır. Yahudiliği ve hıristiyanlığı da mahveden bu olmuştur. Yani; dînin esas ahkâmı, çeşitli bahanelerle terk edilmiş, yerine Pavlus ve benzerlerinin görüşleri ikāme edilmiştir.

Âyet-i kerîmede, ehl-i kitâbın inhirâfı şöyle hulâsa edilmektedir:

“Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyî ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacak / gayyâya yuvarlanacaklardır.” (Meryem, 59)

Mühtedî âlimlerden Abdülehad Dâvûd Efendi, tahrifin amelî buudunu şöyle îzah eder:

“Sünnet kalktı, yerini vaftiz aldı. Namaz kalktı, yerini âyin aldı. Oruç kalktı yerini sadece belirli gıdalardan kaçınmak şeklindeki perhiz aldı.”

Ahkâmın böyle değiştirilmesini nefislerine hoş gösteren unsur, günümüzdeki tarihselci ilâhiyatçılar gibi birtakım din nâmına konuşan kişilerin felsefî te’villeri oldu.

Ahkâmı değiştirmeye kalkanlara Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i kerîmede îkāzı çok serttir:

“Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak;

«Bu helâldir, şu da haramdır.» demeyin, çünkü Allâh’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Şüphesiz Allâh’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.” (en-Nahl, 116)

 

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2017 Ay: Ocak Sayı: 143

*******************************************************************************************************

SİTEMİZİN YAYINLARINI BEĞENİYORSANIZ;

 AİLENİZE, ÇEVRENİZE  VE

   ARKADAŞLARINIZA TAVSİYE EDİNİZ...