Üstad Ali Ulvi Kurucu anlatıyor:

“Babam, hocası olan Fahri Efendi Hoca’ya danışmadan iş yapmazdı. Bir tarla satın alma meselesi vardı. Meseleyi arz ettikten sonra:

“Efendim fikir danışmaya, istişare etmeye geldim. Bir de eğer müsâade buyurursanız, münasip görürseniz, istihare yapıverirsiniz.” demiş.

Fahri Efendi Hoca merhum, babamın hem hocası hem mürşidi idi. Konya’da tanınır. Hem âlim, hem ârif bir zattır. Şiirleri de vardır. Meşhur Zeynelâbidîn ve Ziya Efendilerin talebelerindendi. Onlar Mekke’ye muhâcir olup giderken, Fahri Efendi’yi yerlerine halife tayin etmişler.

Babam kendisine gelip de Şatır köyündeki satılık tarlalar hakkında istişarede bulununca, Fahri Efendi, hiç düşünmeden, beklenmedik bir tavsiyede bulunmuş:

“İbrahim Efendi, eğer benim elimde böyle bir para olsa, herşeyden önce hicret ederdim. Oğullarımı okuturdum. Bak benim oğullarımdan birisi marangoz, birisi tenekeci, birisi kunduracı oldu. İnsanın kendi kendine çocuklarını okutması çok zor oluyormuş. Eğer param olsa idi, hicret eder, çocuklarımı okutabileceğim bir yere giderdim…”

Merhum Fahri Efendi’nin bu tavsiye ve irşadı, bizim ailecek Medine’ye hicretimize ve kardeşlerimle benim din ilmini tahsil yoluna girmemize vesile olmuştur.

Bu konuşmanın vuku bulduğu 1935 yılından, Medine’ye hicret tarihimiz olan 1939’a kadar, babam devamlı:

“Hicret, hicret… Ben sizi okutacağım. İnsan evlâdını okutamazmış. Çocuk medresede okurmuş. Ne diyeyim. Medreseleri kapatanların kapıları kapansın…” derdi.

Babamın bu niyeti ve azmi 1939 Eylülündeki hicretimizin tahakkukuna kadar devam etti ve hayırlı neticesini verdi.” [1]

NESLİ KORUMAK

Nesli korumak adına alınan tedbirler, kişi için en önemli sâlih amellerin başında gelir. Üstad Necip Fazıl “Meyve derdinde olmayan ağaç, odundur” dermiş. Gerçekten de evlâd ü iyâlinin dünyevî ve uhrevî istikbâli adına umursamaz bir tavır sergileyen anne-babalara başka ne denebilir ki?

“Mum dibine karanlık olur” atasözünde olduğu gibi istisnaları olsa da çoğu zaman âlim ve âriflerin yakınları, kendisinden en az istifade eden kimseler olurlar. Bu itibarla ilim ve irfanı çoğu kez başkalarından ve başka diyarlardan tahsil etmek durumunda kalırlar. Bunun zahiri sebepleri olarak, ülfet, gaflet ve gözü dışarda olmak gibi bir takım gerekçeler söylenebilirse de daha başka maddî-mânevî sırların olduğu da söylenebilir. Bu mesele ayrı bir inceleme konusudur.

[1] M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar, I, 84.

Kaynak: Dr. Adem ErgülMedeniyet Öncülerimizden 365 Lider Davranış, Erkam Yayınları